Modern Sanattan Günümüze; Postmodern Eğilimler ve Çağdaş Sanat

Rönesanstan Modern Sanata; Akımlar ve -izmler bölümümüzde 15. yüzyıldan 20. yüzyılının ilk yarısına Batı sanatının önemli akımlarını incelemiştik. Postmodern Eğilimler ve Çağdaş Sanat’ta ise savaş sonrası dönemin getirdiği sonuçların sanat üretim yöntemlerine etkilerini, yeni sanatçı toplulukları ve yeni sanat okullarını ele alıyor; gelişen teknoloji ve ideolojilerle sanatın değişen yapısı ve farklı mecralarda üretilen sanat yapıtlarını ve sanatçıları inceliyoruz.

Fluxus

‘Akış’ anlamına gelen Fluxus, 1960 yılında Litvanya kökenli Amerikalı sanatçı George Maciunas’un önderliğinde Almanya’da başlar. Daha sonra Amerika ve Avrupa’ya yayılır. Fluxus, bir akım değil, benzer özellikler, görüşler taşıyan sanatçıların, müzisyenlerin ve şairlerin bir araya geldiği bir topluluktur. Dada ile yakından ilişkilidir. Radikaldir ve anti-sanattır. Dünyayı güncel akış içerisinde günlük olaylarla yaşamayı önerir. Sanat kurumlarının sanatın değerini ölçemeyeceği gibi sanatın her kesimden herkese hitap edeceğini savunur. Sanatçının ürettiği bitmiş bir işten çok üretim süreci ön plandadır, anı önemser.

Joseph Beuys, Ölü Bir Tavşana İmgeler Nasıl Açıklanır?. Performans. 1965, Görsel: uk.phaidon.com/

Fluxus, tek bir üsluba, disipline bağlı kalmamakla birlikte sanatçılar, çeşitli materyalleri ve ‘kendin yap’ eğilimi ile yaratıcı deneysel performanslar ile buluntu nesnelerle sanat üretir. Sanat ve yaşam arasındaki sınırları yok etmek ister. Sadedir ve ticariye karşıdır. Mizahi içeriği ile dikkat çeker. Bunun yanı sıra şans ve rastlantının yer aldığı süreçler, üretimler oldukça fazla görülür.

Toplulukta; Yoko Ono, Joseph Beuys, Dick Higgins, Alice Hutchins, Nam June Paik, Ben Vautier, Robert Watts, Benjamin Patterson ve Emmett Williams gibi sanatçılar yer alır.

Performans Sanatı

Özellikle 1960larda başlayarak 1970 lerde oldukça yaygınlaşan ‘performans sanatı’ zaman olarak aslında daha öncelere, Fütürizm, Dada ve Gerçeküstücü dönemlerde üretilen ‘oluşumlar’ a dayanır. Sanatçının kendi bedenini ya da belirlediği başka bir kişi ya da grupları kullanarak farklı mekanlarda izleyici önünde canlı olarak ya da izleyiciden uzak gerçekleştirdiği eylemdir. Bir kaç dakika, bir kaç saat ya da günler sürebilir.

Vito Acconci, SeedBed, Performans. 1972, Görsel:metmuseum.org/

Performans sanatının tekrarı olmaması, fiziksel eylem içermesi ve belirli bir süreç içerisinde üretilmesi ile geleneksel anlamda resim ve heykel sanata bir alternatif doğurur. Sanatın nesnesi sanatçının kendisidir. Bu anlamda, sanat yapıtının meta durumuna getiren anlayışa tepkidir. Belirli ideolojileri barındıran müze ve benzeri kurumlarda sergilenen, elden ele dolaşan bir nesne ve malzemeden çok kendi bedenlerini kullandıkları bir ifade biçimidir. Günümüzde görsel sanatlara ait bir disiplin olarak kabul edilen performans sanatı film, video, fotoğraf ve yerleştirme alanlarındaki içeren üretimlerde de izleyicinin de dahil olduğu bu süreçte sanatçının eylemini tanımlamak üzere de kullanılır.

En bilinen sanatçıları; Marina Abramovic, Vito Acconci, Yoko Ono, Chris Burden, Joseph Beuys, Carolee Shneemann, Yves Klein’dır.

Arte Povera / Yoksul Sanat

Arte Povera ya da Yoksul Sanat, 1960’ların ikinci yarısında yoğunlaşan kavramsal temelli özgürlükçü sanat hareketlerinin İtalya kanadıdır. Sanat piyasasının ticari çarklarına bir başkaldırı niteliği taşıyan akımın başlıca özelliği, gelip geçici, atık, doğal malzemenin kullanımıdır. Geleneksel sanatın kabullenmediği gereç ve yöntemleri, sanat ve yaşam hakkında yeni bir tavır belirlemek üzere, kimi kez çevresel ve yaşantısal olarak kullanan, sanatın satılıp alınabilirliğini, meta olarak değerini yok etmeyi amaçlayan ve sanat-yaşam bağlarını konu alır. Yoksul Sanat, 20. Yüzyılın ilk avangard çıkışı olan Dada’ya kıyasla izleyicisi ve sanatçısı çok daha fazla benimsenmiş bir uygulama türüdür.

Michelangelo Pistoletto, Paçavraların Venüs’ü. 1967. Mermer ve tekstil. Tate Müzesi.

En bilinen sanatçılar; Michelangelo Pistoletto, Marisa Merz, Giovanni Anselmo, Mario Merz, Pino Pascali ve Gilberto Zorio’dur.

Minimalizm

Minimalizm 1960lı yıllarda Amerika’da ortaya çıkar. O sıralar Amerika’da oldukça etkili olan ve sanatçının dışavurumunu ve öznelliğini yücelten Soyut Dışavurumculuk’a karşıdır. Minimalistlere göre, sanatın kendi gerçekliği olmalıdır, sanat başka bir şeyin taklidi değildir. Minimalistler için sanat ‘ne görüyorsanız, o’ dur.

Dan Flavin, İsimsiz, 1968. Floresan lamba ve metal aparatlar. Modern Sanatlar Müzesi, NY.

Sanat yapıtlarında geleneksel anlamda süregelen gerçeğin birebir yansıması, gerçek dünyayı taklit etme ya da bir duyguyu ifade etmek söz konusuyken, Minimalist çalışmalarda bir gerçeklik ya da bir duygu yansıtılmaz. Sanatçı izleyiciden sadece karşısında gördüğü yapıtla ilişki kurmasını bekler. Gördüğü eserin hangi materyalden yapıldığına odaklanmalıdır. Yapıtın şekli gerçeğin temsilidir. Kare ve dikdörtgenlerden oluşan basit geometrik şekillerin kullanımı hakimdir. Simetri, düzen, denge ile tekrarın sıklıkla yer aldığı yapıtlar öğeler arasında estetik olarak bir bütünlük sağlar. Yapıtlarda hiçbir iz ya da duygu ya da sezgiye rastlanmaz. Kendi görünümü dışında başka hiçbir imgeye ya da duyguya referans vermez. Sanatçının varlığı belli değildir. Bu bağlamda Minimalistler sanat yapıtının yüce bireysel ifadeyle üretilmiş biricikliğine karşıdır.. Malzeme olarak genellikle tuğla, sunta, fiberglas, alüminyum gibi endüstriyel malzemeler kullanırlar. Minimalist sanat içerisinde bulunduğu mekanla da ilişki kurar.

En bilinen sanatçılar; Donald Judd, Frank Stella, Dan Flavin, Carl Andre, Sol LeWitt, Richard Serra ve Robert Morris’tir.

Yerleştirme Sanatı / Installation Art

Yerleştirme Sanatı, bir akım değil, sanatçıların yapıtlarının mekanla ilişkili olarak sergilenmesidir. ‘Install’ yani ‘yerleştirmek’ kelimesinden yola çıkarak bir yerin içerisine konumlandırılma anlamında düşünülebilir. Büyük ebatlı, farklı materyallerde üretilmiş çalışmaların belirli bir süre için belirli bir mekan içerisinde izleyici karşısına çıkmasıdır.

Cornelia Parker, Otuz Gümüş Parçası. 1988-89. Yerleştirme. Tate Müzesi.

1960 sonrası oldukça yaygınlaşan Kavramsal Sanat, Minimal Sanat ve Nesne Sanatı ile doğrudan ilişkilidir. Mekana özgüdür. İzleyiciyi, içerisinden ya da etrafından dolaşmaya iter. Bütün olarak mekanın işlevi, mimarisi, anlamı, bazen tarihi ile ilişkiye girdiği algı boyutudur. Yerleştirme Sanatı, izleyici ve sanat yapıtı arasında yeni bir ilişki doğurur. İzleyici sadece tek bir yapıta odaklanmaz, kapsamlı olarak tüm mekan ile birlikte bakılmasını önerir. Tamamen mekanı kaplayan ve izleyicinin etkileşimini gerektiren yerleştirmelerin yanı sıra izleyicide bir duygu bırakan ya da bir his uyandıran yerleştirmeler de vardır.

Yerleştirmeleri ile bilinen sanatçılardan bazıları; Kurt Schwitters, Judy Chicago, Nam June Paik, Sol LeWitt, Cornelia Parker, Martin Creed, Tracey Emin, Doris Salcedo, Yayoi Kusama’dır.

Kinetik Sanat

Kinetik Sanat, harekete ve hareketin yarattığı etkiye bağlıdır. Dada ve Konstrüktivizm’den önemli ölçüde etkilenmiştir ve özellikle 1950 ve 1960lı yıllarda oldukça yaygındır. Kinetik sanatçılar, sanatın içerisinde hareketi sorgular. Hareketin sınırlarını farklı materyaller ve teknikler kullanarak keşfeder.

Alexander Calder, İsimsiz, 1935. Ahşap, metal ve ip. Guggenheim Müzesi, NY.

Resimde, heykelde ve yarattıkları sanat alanlarında dördüncü bir boyut olan zamanı yapıtlarına katarlar. Modern dünyada makinelerin artması ve teknolojinin giderek gelişmesiyle birlikte zaman kavramı öne çıkar. Kinetik Sanatla, zamanın yanında mekan da önemli ölçüde önem kazanır. İzleyiciye sanat eserine bakması için alternatif bir yol gösterir. Kinetik Sanat yapıtlarında, hareket bazen mekanik olarak motorlar aracılığıyla uygulanırken, bazen tamamen doğanın etkisiyle kendi kendine hareket edebilmeleri üzere serbest bırakılır.

Kinetik yapıtlar üreten sanatçılardan bazıları; Naum Gabo, Nicholas Schöffer, Jean Tinguely, Alexander Calder, László Moholy-Nagy, Bridget Riley ve Victor Vasarely’dir.

Op Sanat

Op Sanat, 1960larda resim sanatında oldukça yaygın olarak kullanılmaya başlanır. Op sanatçılar, algısal etkileri araştırır. Başlarda Op, Kinetik Sanat’ın optik yanılsamaya dayalı bir biçimi olarak kabul edilir. Ancak, Op sanatçılar sanal/algısal bir harekete odaklanır, Kinetik Sanatçılar ise fiziksel hareketle ilgilenir. Op Sanat, görsel ikiliklerden yararlanır, optik yanılsama yoluyla titreşim, yanıp sönme, ve hareket hissi yaratır. Bu algıyı yaratmak için çizgiler, kare ve daire gibi basit geometrik şekiller kullanılır. Renklerin ilişkileri, renk teorileri ve algı psikolojisi de kullanılır. Op Sanatçılardan bazıları araştırma ve deneye önem verirken modern sanatı toplumla entegre etme yolları arar.

Bridget Riley, Düşüş, 1963. Tate Müzesi.

Sanatçılar: Joseph Albers, Bridget Riley, Jesus Rafael Soto, Franois Morelett ve Carlos Cruz- Diez’dir.

Kavramsal Sanat

Kavramsal sanat, görünen, bitmiş bir yapıtın ardındaki ‘fikir ‘ya da ‘kavramla’ ilgilidir. 1960lı yıllarda bir sanat akımı olarak başlar ve 1970lerin sonuna kadar etkinliğini sürdürür. Bu dönemde üretilen yapıtlar, geleneksel sanat fikirlerine ve tutumlarına karşıdır. Bir çok farklı teknik içerir, bir akım gibi ortak özellikler taşıyan yapıtlardan öte, içerisinde bir çok farklı eğilimi barındırır. Performans, oluşum/happening, environment (çevre), resim, heykel gibi mecralar kullanılarak üretilen eserlerde, her zaman düşünce ve fikir yapıtın üzerindedir. Bu bağlamda estetik, ifadecilik, yetenek ve görsellik gibi kavramlar önemsizdir. Kavramsal Sanat, Kübizm, Dada, Soyut Dışavurumculuk ve Pop Sanat gibi sanat akımlarının bilinçli tavırda bir uzantısıdır. Sanatın sınırlarını genişletir. Kavramsal sanatçılar, sanatın ne olduğunu yeniden tanımlar ve bu tanım koleksiyoner, galericiler ve müze küratörleri tarafından da kabul edilir. Temel olarak ‘her türlü’ sanatın kavramsal olduğunu kabul ederler.

Joseph Kosuth, Bir ve Üç Sandalye, 1965. Modern Sanatlar Müzesi, NY

En bilinen sanatçıları; Joseph Kosuth, Walter de Maria, Ed Ruscha, Marcel Broodthaers, Hans Haacke, Dan Graham’dır.

Arazi Sanatı

Arazi Sanatı, Amerika’da başlar ve sanatın kapalı alandan dışarı çıkarak açık arazilere, doğa içerisinde, mekana özgü yerleştirmelerden, heykellerden ve sanat formlarından oluşur. Doğayı heykele çevirmek, ya da yeryüzü üzerine doğal malzemelerde yerleştirmeler yapmak gibi örnekler vardır. Arazi Sanatı, Kavramsal Sanat’ın bir uzantısı sayılabilir. Sade, geometrik şekillerin açık alanlarda kullanılması ile Minimalizm’e, sanatçıların kullandığı doğal malzemeler ile Arte Povera’ya ve yapıtların geçiciliği ile de Oluşumlarla/Happening’lerle benzerlik gösterir. Galeri alanı ya da müze alanı dışında olduğu için, müze ve galerilerde yapıtların fotoğrafları ya da haritaları sergilenir. Bununla birlikte bazı sanatçılar doğadan topladıkları malzemelerle galeri ya da müze alanlarına yerleştirmeler de yapar. En çok kullanılan malzemeler; doğadan toplanan taş, su, toprak, kum ve çakıl gibi malzemelerdir. Geleneksel sergileme yöntemi dışında sanat kurumlarından çıkıp alternatif mekan arayışlarına yönelme söz konudur. Sanat yapıtlarının kurumların dışarısına çıkması önemlidir. Bununla birlikte sanatın satın alınabilecek bir metadan çıkartır.

Robert Smithson, Sarmal Dalgakıran, 1970. Taş, toprak, tuz kristalleri, su. Büyük Tuz Gölü, Utah ABD.

En bilinen sanatçılardan bazıları; Robert Smithson, Nancy Holt, Walter de Maria, Michael Heizer, Dennis Oppenheim’dır.

Feminist Sanat

Feminist Sanat, özellikle 1970li yılların başında feminist sanat teorilerinin yaygınlaşması ve sanat tarihçisi Linda Nochlin’in ‘Neden Hiç Büyük Kadın Sanatçı Yok’ adlı makalesinin yayınlanması ile eş zamanlı olarak ortaya çıkar. Erkek egemen toplumu ve sanat alanını eleştirirken daha eşitlikçi bir ortamı sorgular. Kadın sanatçılar, toplum içerisindeki kadının rolünü, kadın olma durumu ile ırk, sınıf, ayrıcalıklık ve her türlü ötekileştirici tutumları konu alır. Feminist sanattan önce kadın sanatçıların görünürlüğü çok azdır ancak bundan sonra artmaya başlar. Feminist Sanat ile birlikte sanat tarihinde erkek egemen tutum eleştirilirken, daha önce adı anılmamış kadın sanatçılar keşfedilir ve sanat kurumlarının da daha fazla kadın sanatçı temsil etmelerine olanak sağlanır. Feminist sanatçılar, sanat yapıtlarına kadın bakış açısını dahil ederek izleyici ile diyalog kurar. Sanat yapıtı sadece göze hitap eden bir obje ya da estetik kaygılar barındıran bir yapıt olmanın dışında toplumsal ve politik olarak izleyiciyi düşündürür ve ötekileştirici olmayan, eşitlikçi bir bakış açısı sunar. Feminist sanatçılar, yapıtlarını üretim süreçlerinde malzeme olarak kadın cinsiyeti ile ilişkili kumaş, iğne, dikiş gibi erkeklerin daha az kullandığı objeler ile performans ve video gibi disiplinlere yönelir. Kendilerini resim ve heykel dışında geleneksel olmayan bir mecra ile temsil ederek sanatın anlamını genişletirler.

Judy Chicago, Yemek Daveti, 1974-79, Ahşap, seramik, kumaş, metal, boya. 1463x1280x91.9 cm

En bilinen sanatçılardan bazıları; Judy Chicago, Miriam Schapiro, Barbara Kruger, Carolee Schneemann, Hannah Wilke, Ana Mendieta, Faith Ringgold’dur.

Foto-Gerçekçilik

1960’larda Avrupa’da ve Amerika’da başlayan Foto-Gerçekçilik, resimsel bir üsluptur. Konularını gündelik yaşamdan almasıyla Pop Sanat’la yakından ilişkilidir. Foto-Gerçekçi ressamlar, teknik olarak birbirlerinden ayrılsa da her biri fotoğrafı değiştirmeden birebir, gerçekçi bir üslupta tuvallerine aktarırlar. Resimlerde, sanatçının varlığını gösterdiği ifadeci anlatıma, resimsel öğelere ve tavra yer yoktur. İdealize edilmiş ya da soyutlaştırılmış imgeler kullanılmaz, gerçekçi bir üslup kullanılır. Tuval üzerinde bir fotoğraf karesiyle aynı görünen illüzyonlar yaratılır. Hiper-Gerçekçilik, Süper- Gerçekçilik, Yeni-Gerçekçilik gibi terimler de bu üslubu tanımlamak için kullanılır ancak en yaygın olarak kullanılan terim Foto-Gerçekçilik’tir.

Richard Estes, Diner, 1971. Tuval üzerine yağlıboya. Hirshhorn Müzesi, Smithsonian Enstitüsü.

En bilinen sanatçıları; Robert Bechtle, Charles Bell, Chuck Close, Robert Cottingham, Richard Estes, Audrey Flack, Ralph Goings’dir.

The Pictures Generation / Appropriation (Temellük/Kendine Mal Etme Sanatı)

‘Pictures Generation’ terimi ilk olarak 1970’lerin sonunda medya kültürünü eleştiren Amerikalı bir grup sanatçının bir araya geldiği bir serginin başlığı olarak kullanıldı. Farklı içeriklerde, yeni anlamlar üretmek üzere önceden çekilmiş film ve fotoğrafları manipüle ederek ‘orijinallik’ ve ‘biriciklik’ kavramlarını sorgulayan bu grup daha sonra etkinliğini arttırarak genişler. Kendine mal etmeyi bir metod olarak kullanan sanatçılar daha sonra bunu yapıtlarını anlamlandırmada da kullanır. İmgeler ve gerçeklik, orijinallik ve yeniden üretme arasındaki sınırları sorgularlar. Odaklandıkları konular ve kullandıkları teknikler farklılık gösterse de en çok video ve fotoğraf kullandıkları mecralar arasındadır. Bilinen, tanınan imgeler üzerine yeniden çalışarak, bireysellik ve eser sahipliği kavramlarınını sorgulaması postmodern bir tavrın göstergesidir. Sanatın kurallarını sorgulayarak görsel kültürle büyüyen yeni nesil için sanata eleştirel ve farklı bir yaklaşım geliştirirler. Popüler imgeleri kullanarak yapıtları reklamlarla benzerlik gösterir. Bu grupta yer alan sanatçıların çoğu geleneksel bir resim ve heykel eğitiminden geçmelerine rağmen kendilerini ifade biçimi olarak alternatif yollar kullanır. Fotoğrafı yoğun olarak sanatsal bir disiplin olarak yoğun olarak kullanırken farklı anlamlar yüklerler.

Sol: Walker Evans, Alabama Yandaş Çiftçi’nin Eşi, 1936, jelatin gümüş baskı, 20.9 x 14.4 cm, Metropolitan Sanat Müzesi Sağ: Sherrie Levine, Walker Evans’dan sonra, jelatin gümüş baskı, 12.8 x 9.8 cm, Metropolitan Sanatlar Müzesi

En bilinen sanatçıları; Barbara Kruger, Louise Lawler, Richard Prince, David Salle, Cindy Sherman, Michael Zwack, Sherrie Levine’dir.

Yeni Dışavurumculuk

Yeni Dışavurumculuk, 1970lerde Avrupa’da ve Amerika’da etkinliğini gösterir. Minimalizm ve Kavramsal Sanat’tan sonra tuval resmine tekrardan dönülmesi söz konusudur. Boyaların, figüratif öğelerin, belirgin bir resim dilinin ve sanatçıların ifadeci, özgün yaklaşımlarının resim aracılığıyla yeniden gündeme gelmesidir. Sanatçıların kendi bireysellikleri ve özgünlüklerini öne çıkardığı resimlerin ortak özellikleri figüratif olmalarıdır. Modernizmde dışlanan figüratif resim, Yeni Dışavurumcularla birlikte yeniden odak noktası olur ve izleyiciden de oldukça fazla ilgi görür. Bu bağlamda, Yeni Dışavurumcu yapıtların sanat piyasasında satışa oldukça elverişli olmaları ve yoğun talep gösterilmesi dikkat çekicidir. Sanatçıların yapıtlarında boyaların ham halleriyle kullanılması, kaba ve dışavurumcu tutumları ve büyük ebatlı tuvalleri ile yüzey üzerindeki ifadeci fırça darbeleri ve yoğun renk kullanımları söz konusudur.

Georg Baselitz, Adieu, 1982. Tuval üzerine yağlıboya. Tate Modern.

En bilinen sanatçıları; Georg Baselitz, Anselm Kiefer, Markus Lüpertz, Francesco Clemente, Enzo Cucchi, Sandro Chia, Julian Schnabel, Philip Guston, Eric Fischl ve David Salle’dir.

Young British Artists / Genç İngiliz Sanatçılar

1980lerde Londra’da yaşayan bir grup sanatçının Freeze ve Sensations adlı iki sergide yer alan yapıtları tüm dünyada yankı uyandırır. Genç İngiliz Sanatçılar, üretim süreçlerinde kullandıkları sıra dışı malzemeler ve yöntemlerle sanatın sınırlarını yerle bir eder. Bu sanatçılar, 90lı yılların sanat ikonları haline gelir ve altın çağı yaşatırlar. Sanatçılardan bazılarının İngiltere’nin en prestijli sanat okullarından biri olan Goldsmiths Sanat Okulu’nda eğitim almış olmaları da geldikleri konumda önemli bir yere sahiptir. Akıma ait sanatçıların sanatsal üretim yöntemleri açısından belirgin ortak özellikleri bulunmaz, ancak çoğunlukla buluntu objeler ile izleyiciyi şaşırtan veya ürküten yapıtlar tekrar edilir. Dünyanın en zengin sanatçıları arasında yer alan Genç İngiliz Sanatçılar’ın bazı yapıtlarının üretim süreçlerinde geleneksel anlamda fiziksel bir müdahale ya da sanatçının yeteneğini ön plana çıkartacak bir gereksinim bulunmaz. Bu sebeple oldukça eleştirilirler. Ancak, popüler kültürden beslenen ve ses getiren yapıtlarıyla çok büyük izleyici kitlesine ulaşabilen bu sanatçılar birer marka haline gelir.

Damien Hirst, Sürüden Uzakta, 1994. Cam, Paslanmaz çelik, Perspex, akrilik boya, kuzu ve çözelti. 96x149x51 cm. Tate Müzesi

Sanatçılardan bazıları; Damien Hirst, Cornelia Parker, Tracey Emin, Sarah Lucas, Christine Borland, Gary Hume, Jake&Dinos Chapman, Jenny Saville, Marc Quinn, Tacita Dean, Darren Almond’dur.

Kimlik Politikaları

Siyahi bir sanatçı olmanız sanat piyasasında önünüzde bir engel mi? Sanat tarihinde erkeklerin nüfusu kadınlardan daha mı fazla?… ve daha bir çok sorunun sorgulandığı ‘kimlik’ olgusuna odaklanan yapıtlar 1980 li yılların ortalarında Avrupa ve Amerika’da yoğun olarak üretilmeye başlar. Sanatçılar; ırk, sınıf, eşitlik, kültür, cinsiyet ve cinsel kimlik ayrımcılık kavramları üzerine odaklanırken Batı kültürünün bazı grup ve kişileri nasıl ‘ötekileştirdiği’ sorununu ele alır. Bununla birlikte, sanat piyasasının beklentileri, küratöryel seçimleri ve eğilimleri ile piyasadaki eşitsizlikler ve tercihler sorgulanır. Kimlik Politikaları’na odaklanan sanatçıların yapıtları geleneksel anlamda ‘iyi sanat’, ‘göz hitap eden sanat’ ya da sadece ‘akla hitap eden sanat’ olmanın ötesinde politik bir eylem olarak da okunabilir ve kitlelere hitap ederek farkındalık yaratır.

Kara Walker, Masumların Katledilişi, 2017. Görsel: Sikkema Jenkins & Co. Galeri, NY

Kimlik Politikalarına odaklanan sanatçılardan bazıları; Jimmie Durham, James Luna, Rasheed Araeen, Adrian Piper, Carrie Mae Weems, Lorna Simpson, Kara Walker, David Hammons, Felix Gonzales Torres, Robert Mapplethorpe’dır.

Yeni Kavramsalcılık / Neo-Conceptualism

Neo-Geo (Yeni Geometri), Simülasyon, Ard Soyut- Soyutlama olarak da adlandırılabilen, 1980lerin sonlarına doğru, modern dünyanın mekanikleşmesine, tüketimine ve ticarileşmesine karşı yeni bir tutumdur. Sanatçılar, Minimalizm, Pop Sanat ve Op Sanat’ın etkilerini barındıran sanatsal eğilimlerinde aşırı alaycı bir dil kullanır. 1960 larda ortaya çıkan Kavramsal Sanat’tan farklı olarak, Yeni Kavramsalcılar grubunda yer alan sanatçılar, sanatın bir tüketim nesnesi olma durumunu ele alan yaklaşımları açısından diğerlerinden ayrılırlar. Bununla birlikte, gösteri toplumu, tüketim ve kitle iletişim araçlarına odaklanarak ürettikleri kopya orijinal yapıtlar, kopyanın kopyaları, bir şeyin temsili yerine kullandıkları gerçek materyaller ile hiper gerçekliğe dönüşen yapıtlarla izleyici karşına çıkarlar. Bu sayede, tüketim kültürünü yapıtları aracılığıyla yinelerler ve daha önceden kullanılan yöntemleri güncel ortamda yeniden gündeme getirirler. Sanatçıların ‘biriciklik’ ve ‘orijinallik’ kavramlarını iredelediği çalışmalarda seri üretim nesneleri yeniden gündeme gelir. Yeni Kavramsalcılık eğilimlerinden bir diğeri de, Minimal Sanat ve Op Sanat’ta sanatçıların kullandığı yöntemleri aynı biçimde tekrar ederek tuvallerine aktarırlar ve sanat üretim biçiminde estetik üslubun da yinelenmesini birer hazır-nesneymiş gibi ele alırlar.

Jeff Koons, Pembe Panter, 1988. Porselen. 104x52x48 cm. Modern Sanatlar Müzesi, NY

Sanatçılardan bazıları; Peter Halley, Ross Bleckner, Jeff Koons, Sherrie Levine, Haim Steinbach, Ashley Bickerton ve Meyer Vaisman’dır.

Video Sanatı

Video Sanatı, 1960 larda yaygın olarak görülmeye başlar. Teknolojinin gelişmesiyle, hareketli görüntülerin yanı sıra bazen sesin de duyulduğu yeni bir deneysel teknik olarak ortaya çıkar. Özellikle Kavramsal Sanat, Performans Sanat ve deneysel filmlerde tercih edilen bir teknik olarak başlar. Pek çok sanat akımı içerisinde sanatçıların kullandığı bu alternatif teknik sanatçılara farklı ve hızlı bir ifade yöntemi sunar. Sanatçıların eylemlerini ve performanslarını kaydetmelerinde kolaylık sağlarken, doğrudan izleyici karşına çıkabilme olanağı sunar. Her sanatçının kendine özgü bir tutumu vardır. Günümüzde izleyicinin karşısında çok boyutlu deneyimlere dönüşür. Bununla birlikte geleneksel anlamda sanat üretimine de bir alternatif olarak gelişir ve özgün sanat eğitimi almayan ve farklı disiplinden olan sanatçıları da içerisine alır.

Bill Viola, Nantes Triptych, 1992. Video, 29’46’’. Tate

Sanatçılardan bazıları; Nam June Paik, Vito Acconci, Bruce Nauman, Bill Viola, Gillian Wearing, Oppenheim, Dan Graham, John Baldessari ve Valie Export’dur.

Graffiti ve Sokak Sanatı

Graffiti Sanatı, 1960ların sonunda New York’da oldukça yaygın olarak görülmeye başlar. Binaların, metroların ve halka açık alanlarda duvarların üzerine çizilen imgeler ve yazılardan oluşur. Her sanatçının kendi üslubu, kendi imzası vardır. Doğası gereği kolayca kitlelere ulaşır. Genellikle marker ve spray boya kullanılır. Graffiti sanatçıları, sokakları bireysel düşüncelerini, sosyal ve politik içerikli mesajlar vererek kişisel eleştirilerini yapabilecekleri bir ifade aracı olarak kullanır. Sokak Sanatı’ndan farklı olarak ‘etiketleme’ ve yazı odaklıdır. Sokak Sanatı ise Graffiti’nin etkisiyle gelişir. Graffiti gibi galeri ve müzenin dışına, sokağa çıkar ve sokaklar sanatsal ifade biçimlerini uygulayabilecekleri alanlara dönüşür. Graffiti’den farklı olarak izinlerle ve komisyonlarla binalara veya çeşitli halka açık alanlara sanatçıların farklı teknikler kullanarak çizdiği ya da yerleştirdiği anıtsal ya da daha küçük ölçekli imgelerden oluşur.

Banksy’nin Bethlehem’de bulunan bir benzincinin duvarındaki graffiti.

Sanatçılardan bazıları; Banksy, Jean-Michel Basquiat, Keith Haring, Barry McGee, Shephard Fairey, Blek le Rat’dir.

Ses Sanatı / İşitsel Sanat

Yapıtlarda bir araç olarak ya da yapıtın ana konusu olarak kullanılan Ses Sanatı’nın başlangıcı 1913 yılında Fütürist sanatçı Luigi Russolo’nun ürettiği Intonarumori adlı ses makinelerine dayanır. Russolo, seslerin gündelik hayatımızı nasıl etkilediğini araştırarak makine ile diğer benzer seslerin müzik kadar güzel olabileceğini savunur. Dada ve Gerçeküstücü sanatta da araç olarak kullanılan ses, zamanla bazı çalışmalarda imgelerden bağımsız başlı başına bir yapıt haline gelir. Özellikle 1980lerde Ses Sanatı ifadesi kullanılmaya başlanır. Teknolojinin gelişmesiyle, dijital alanda yaşanan büyük dönüşümler ile görüntünün sese dönüştürülmesi ve izleyicinin de etkileşimiyle aktive olan ses yerleştirmeleri kullanılır. Ses Sanatı’nı tek bir mecra üzerinden sergilenmesi mümkün olmamakla birlikte heykelin bir parçası, ya da tamamen mekana yapılan bir yerleştirme şeklinde olabilir. Bununla birlikte yapıtlarda, günümüzde bitkilerden çıkan elektrik sinyallerinin ses dalgalarıyla birleşerek çıkardıkları sesler de duyulabilir.

Naama Tsabar, Barikat #3, 2016, 12 mikrofon ve mikrofon standı. Fotoğraf: Diana Larrea.

Ses odaklı yapıtlar üreten sanatçılardan bazılar; John Cage, Gary Webb, Bill Fontana, Max Neuhaus, Naama Tsabar, MSHR, Alvin Lucier’dir.

Etkileşim Sanatı / Interactive Art

Etkileşim Sanatı, izleyicinin dahil olma durumuna bağlıdır. 1950 lerden başlayarak günümüze kadar üretilen yerleştirmeler, heykeller, videolar, performanslar ve daha bir çok mecra içerisinde izleyicinin temasını ya da katılımını gerektiren çalışmalar üretilir. İzleyici, sanat yapıtını farklı bir açıdan deneyimler ve yapıt bu şekilde amacına ulaşır. Etkileşim Sanatı, 3 boyutlu yerleştirmeleri tanımlamada kullanılır. İzleyicinin tepkisine, etkisine bağlıdır ve izleyicinin gösterdiği etkileşim ile form değiştirebilir, yok olabilir. İçerisine girilebilir heykellerden oluşan, temasla ya da fiziksel bir hareketle sesin, ışığın vb. aktive olduğu ve izleyicinin yapıtla etkileşimini gerektiren sayısız deneyim bu sanatın gereksinimleri arasında yer alır.

Ernesto Neto, Celula Nave, 2004

Sanatçılardan bazıları: Ernesto Neto, Thomas Saraceno, Liam Gillick, Hito Steyerl, Ann Hamilton, Rivane Neuenschwander, Scott Snibble’dır.

 

Sena Arcak Bağcılar

Kaynakça:
Ahu Antmen, 20. Yüzyıl Batı Sanatında Akımlar, Yem Yayınları
Eczacıbaşı Sanat Ansiklopedisi, Yem Yayınları
Gardners Art Through Ages, Fred S. Kleiner and Richard Tansley, 10. Baskı
Art Since 1900, Modernism, Anti Modernism, Post Modernism, Foster, Hal et. all, Thames & Hudson

    If your proposal is evaluable, a return will be made within 5 working days. If you do not get a response to your offer within 5 working days, it means that your offer is not likely to be evaluated.




      Teklifinizin değerlendirilebilir olması durumunda en geç 5 iş günü içerisinde dönüş yapılacaktır. 5 iş günü içerisinde teklifinize yanıt alamamanız teklifinizin değerlendirilme olasılığı bulunmadığı anlamına gelmektedir.