Paris: Geçmiş ile Geleceğin Buluştuğu Şehir

Paris öyle bir şehir ki, sırf isminin yarattığı beklentiler bile psikolojik bir sendroma sebebiyet verebiliyor. Her yıl en az 20 turistin yakalandığı “Paris Sendromu”, kimi zaman kendini psikoza bile dönüştürebiliyor. Çoğu Japon olan turistler, bu şehire o kadar fazla ümit, heyecan ve mükemmellik atfediyorlar ki gerçek Paris’in sokaklarında bağırıp çağıran evsizler, Eiffel Kulesi’nin önündeki birkaç saatinizi alacak kuyruk ve hoş bir kokuya sahip olmayan kalabalık metro hatları nörolojilerine hasar veriyor.

Hiçbir şehire bu ölçüde bir ümit bağlamak doğru olmasa bile, eğer bir şehir benim için heyecanı ve ümidi temsil ediyor olsa bu şehir kesinlike Paris olurdu. Dünyevi sarsıntılardan bağımsız (sonuçta insan her yerde insandır, ışıklar şehrinde bile), hayatımda Paris kadar insanı düşünmeye sevkeden bir şehirle tanışmadım. Her sokağın duvarlarında el yazılarıyla yazılmış teşvik edici sözler var: “Le monde est si petite, Ne gâchez jamais votre présent, L’amour va tout sauver…*” İnsan yürürken kendisiyle aynı güçlükleri yaşayanların nazik cümleleri eşliğinde suratına bir gülümseme kondurabiliyor. Sokak sanatı her yerinizi kaplıyor. Invader denen sokak sanatçısının kendine has pikselli enstelasyonlarını telefonunuza indirdiğiniz bir uygulama sayesinde tıpkı bir oyun gibi fotoğrafını çekip yüklediğinizde puan kazanabiliyorsunuz. Veya John Hamon adlı, yalnızca kendi fotoğrafını şehrin dört bir yanına asmış olmasıyla ünlenmiş kişi, fotoğrafın farklı sanat akımlarının ilhamıyla yeniden yorumlandığı bir serginin ana konusu haline gelebiliyor. Kısacası her yer mizah, her yer ince düşünce ve her yer sanat dolu bu şehirde. Bir yandan Picasso ve Simone de Beauvoir’ın belki de yollarını kesiştirmiş olan Cafe de Flore, bir yandan meşhur Dali grafitisiyle Jef Aerosol, Paris geçmişle geleceğin birbiriyle aşık attığı büyülü bir şehir.

*Dünya öylesine küçük ki, şimdinizi asla harcamayın, aşk her şeyi kurtaracak…

Paris’in kültür ve sanat alanında dolu dolu varlığını ortaya koyduğu mekanlara gelin beraber göz atalım:

Bourse de Commerce

Bourse de Commerce

Bourse de Commerce – Pinault Koleksiyonu, sergileri ve etkinlikleri aracılığıyla, iş insanı ve koleksiyoner François Pinault tarafından son elli yılda bir araya getirilen çağdaş eser koleksiyonunu bünyesinde barındırıyor. Yaklaşık 350 sanatçının 10.000’den fazla eserinden oluşan koleksiyonun zenginliği ve çeşitliliğinden beslenen Bourse de Commerce’in sanatsal ve kültürel programı, düzenli olarak yenilenen geçici sergilere dayanıyor: tematik sergiler, monografik projeler ve “cartes blanches” yıl boyunca müze galerilerinde gösterimde.

Bourse de Commerce – Pinault Koleksiyonu hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

Picasso Müzesi

Picasso Müzesi, Paris’te, üç binden fazla Picasso eseri ile Picasso’ya ait sanat koleksiyonunun sergilendiği, 1985’ten bu yana hizmet veren eşsiz bir müzedir.

Paris’in Marais bölgesinde, “Tuzlu Bina” anlamına gelen “Hotel Salé”’de yer alan müze çeşitli defalar el değiştirip değişik amaçlarla kullanılmıştır. 1671’de Venedik elçiliği, 1815’te bir okul binası olmuştur. Binanın okul olduğu dönemde bu binada ünlü Fransız romancı Balzac da okumuştur. 1964’te Paris Belediyesi tarafında alınan bina, 1968’de tarihi anıt statüsüne alınmış, 1974- 1980 tarihleri arasında restore edilmiştir. Bir yarışma sonucu 1976’da Roland Simounet müze bölümlerini tasarlamak üzere görevlendirilmiştir.

Picasso Müzesi

Pablo Picasso, kendisini “kendi eserlerinin en büyük koleksiyoneri” olarak nitelendirirdi. Ayrıca Cezanne, Degas, Matisse gibi sanatçılara ait tablolarla Yeni Gine masklarına, İberya’dan bronz heykellere kadar eserler içeren bir sanat koleksiyonu da vardı. Müzede hem Picasso eserleri, hem de Picasso’nun özel koleksiyonunda yer alan eserler sergileniyor.

Maison Européenne de la Photographie (la MEP)

Maison Européenne de la Photographie (la MEP)

MEP’in koleksiyonları 1950’lerden günümüze uluslararası fotoğraf alanındaki çalışmaları temsil etmektedir. Fotoğrafçılık alanındaki en tarihi isimlerden bazılarının yanı sıra çağdaş sahnenin önde gelen figürlerinin çalışmalarını da içeren müze, Şubat 1996’da açılmıştır ve “Paris Audiovisuel – Maison Européenne de la Photographie” adlı bir dernek tarafından işletilmektedir. Bünyesinde Coco Capitan, Harley Weir gibi günümüz fotoğrafçılık dünyasının önemli isimlerinin sergilerine yer vermektedir.

Centre Pompidou

Paris’in mimari ikonlarından biri olan Centre Pompidou, 70’li yıllarda kariyerlerinin henüz başındaki Renzo Piano ve Richard Rogers’ın ortak tasarımıdır. Günümüzde Paris’in en önemli sanat merkezlerinden biri olan Centre Pompidou, dünyanın farklı noktalarından gelen çağdaş sanat eserlerini bünyesinde bulundurmaktadır. İlk olarak 1971 yılında, dönemin Fransa Başkanı Georges Pompidou’nun isteği üzerine düzenlenen uluslararası yarışmayı Piano ve Rogers’ın inşa edilen bu yapı, 1977’de tamamlanmış ve bu tarihten itibaren Paris’in -ve modern mimarinin- en önemli yapılarından biri olmuştur.

Centre Pompidou

Centre Pompidou’nun kendisi gibi her zaman hareket halinde olan Müze kısmı, modern ve çağdaş sanatın daimi koleksiyonunun yanı sıra yeni alımlarını, sanat tarihinin sınırlarında kalmış sanatçıları veya eserleri sergilemek, yeni eleştirel okumaları paylaşmak, yeni görüşleri uyandırmak ve hareketlendirmek için odalarının ve duvarlarının asılı olduğu yerleri düzenli olarak yeniliyor.

Ülkelerin Kültür Merkezleri

Dünya’nın dört bir yanındaki ülkelerin Paris’te bulunan merkezleri bile bir başka oluyor. Herkes kendi kültürünü en sofistike biçimde Paris’in sokaklarına dahil edebilmek, kıpır kıpır sanat camiasında bir nebze de olsa kendi ülkelerinin izini bırakabilmek istiyor.

Le Centre culturel suisse

Bu kültür merkezleri arasında kesinlikle görmeniz gerekenlerden birkaçı ise; Institut suédois, Centre culturel suisse ve Institut du monde araba. İsveç, İsviçre ve Arap dünyasının kültürel merkezleri tıpkı diğer kültürel enstitüler gibi bünyelerinde zaman zaman kendi ülkelerinden gelen sanatçıların sergilerine yer veriyor, sempozyumlar düzenliyor ve Paris’in çok uluslu kültürel dokusuna kendilerinden bir parça bırakıyorlar.

Louis Vuitton Vakfı

LVMH şirket grubunun sanata, kültüre ve mirasa yönelik yaklaşık 25 yıllık bağlılığın bir sonucu olan binanın açılışı 24 Ekim 2014 tarihinde gerçekleşti. Frank Gehry tarafından tasarlanılan bina o kadar ihtişamlı ve ilham verici ki 2018’den itibaren süregelen Open Space adlı program, öğrencilerin ve uluslararası sanatçıların binadan aldıkları ilhamla eser üretimine teşvik ediyor.

Louis Vuitton Vakfı

Bünyesinde Egon Schiele, Andy Warhol ve Basquiat gibi modern sanatın önemli isimlerinin sergilerine yer veren vakıf müzesi, aynı zamanda Dünya’nın her kıtasından sanatçıları ağırladığı uluslararası sergileri programına dahil etmeye önem veren bir tutuma sahip.

Louvre Müzesi

Louvre, tam adıyla Louvre Müzesi veya Fransızca Musée du Louvre, Fransa’nın ulusal müzesi ve sanat galerisi, Paris’te 12. yüzyılda Philip Augustus’un kalesinin sağ kıyısında inşa edilen büyük bir sarayın bir bölümünde yer almaktadır. Antik uygarlıklardan 19. yüzyılın ortalarına kadar uzanan bir koleksiyona sahip olan müze, dünyanın en çok ziyaret edilen sanat müzesidir.

Louvre Müzesi. Fotoğraf: Getty Images

Louvre’u ziyaret etmek niyetindeyseniz eğer Venus de Milo ve Mona Lisa gibi kültleşmiş eserleri de kaçırmadan gezebileceğiniz bir rota çizmenizi kesinlike tavsiye ederim. Hatta kimi sanat tutkuluları 4-5 gününü bile Louvre’a ayırabiliyor. Ziyaret etmeden önce kendinize çıkardığınız bir yol haritası inanın Dünya’nın en büyük müzelerinde birinde kafanızdaki karışıklığı bir nebze de olsa azaltacak.

Orsay Müzesi

Orsay Müzesi

Binasının oldukça sıra dışı bir hikayeye sahip olmasının yanı sıra, Orsay günümüzde Avrupa’nın en büyük sanat müzelerinden olma özelliğine sahiptir. Paris’in merkezinde, Seine Nehri kıyısında, Tuileries Bahçeleri’nin karşısında yer alan müze, 1900 Evrensel Sergisi için inşa edilen eski Orsay tren istasyonuna kurulmuştur. Dolayısıyla binanın kendisi, 1848’den 1914’e kadar olan döneme ait sanat koleksiyonlarının sergilendiği Musee d’Orsay’daki ilk “sanat eseri” olarak görülebilir.

Bahçeler ve Parklar

Her ne kadar tarihi yapılarıyla bir film setini andırsa da Paris, dünya üzerinde bulunan sayılı metropollerden biri. Bu sebeple, özellikle de dünyanın en çok turist ağırlayan şehri olarak, ister istemez bazen boğucu gelebiliyor. Şehrin keşmekeşinden uzaklaşabilmek ve baharda yüz gösteren şahane renkli çiçeklerle dolu detaylı peyzaj çalışmalarının tadını çıkarabilmek adına Luxembourg Bahçeleri, Tuileries veya Champ de Mars parkları kesinlikle göz ardı etmeyin.

Caféler

Café de Flore

Tüm dünyaya café kültürünü yaymış olan Fransızların, yapmayı en iyi bildiği aktivitelerden bir tanesi kahvelerini yudumlarken yoldan geçenleri izleyip düşüncelere dalmak. Hatta beraber oldukları kişilerle yaptıkları fikir alışverişleri çok önemli entelektüel dehaların çok önemli fikirlerini somutlaştırmalarına sebep oldu. Café de Flore ve rakibi Les Deux Magots gibi ikonik cafeler kesinlikle Paris duraklarınız arasında bulunmalı.

Musée de l’Orangerie

Tuileries bahçelerinde yer alan Musée de l’Orangerie, en çok Monet’nin Nilüferler tablosuyla tanınmaktadır, ancak aynı zamanda empresyonist ve post-empresyonist tablolardan oluşan bir koleksiyona da ev sahipliği yapmaktadır. Musée de l’Orangerie, Paris’te çoğunlukla rastlayamadığımız 20. yüzyıla giriş noktası olarak düşünülebilir.

Musée de l’Orangerie

Bu rengarenk koleksiyon hiçbir şeyi tesadüfe borçlu değildir. Musée de l’Orangerie’de sergilenen eserler, hazineleri 1. bölgedeki bu ulusal müzede herkesin görebilmesi için devlet tarafından satın alınan iki sanat koleksiyoncusu olan Walter-Guillaume koleksiyonundan gelmektedir. Jean Walter ve Paul Guillaume’un post-empresyonist koleksiyonları ile Matisse, Renoir, Cezanne, Derain, Rousseau, Modigliani, Laurencin, Utrilo ve Picasso’nun resimlerini içermektedir. Bu kalıcı koleksiyonlara ek olarak, sanat galerisi yıl boyunca geçici sergiler de sunmaktadır.

Sıla Demiral

    If your proposal is evaluable, a return will be made within 5 working days. If you do not get a response to your offer within 5 working days, it means that your offer is not likely to be evaluated.




      Teklifinizin değerlendirilebilir olması durumunda en geç 5 iş günü içerisinde dönüş yapılacaktır. 5 iş günü içerisinde teklifinize yanıt alamamanız teklifinizin değerlendirilme olasılığı bulunmadığı anlamına gelmektedir.



        Love, Share, Live with Art

        Turkish and world art market, new works and artists
        Subscribe to our newsletter to follow us closely.