Mekanlar Üzerinden 17. İstanbul Bienali Özel

17. İstanbul Bienali başladı. Kent, bu vesileyle bir kez daha çeşitli noktalardan temaşa edilecek. İzleyenler, belki bu vesileyle kimi mekânları ilk kez deneyimleme fırsatı bulacaklar. Belki karşılaştıkları çalışmalarla diyaloğa girecek, onlara şaşıracak, kızacak, hak verecek, belki bazen onlara anlam veremeyecek, kendilerini değişen dünyanın yeni ifade biçimlerine ayak uyduramadıkları için yalnız ve yanlış hissedecekler. Belki de bilakis, halihazırda tanıdıkları yerleri bir de bu mevcut doluluklarıyla deneyimlediklerinde aşinalıkları bir an olsun aşındığı için kendilerini tazelenmiş hissedecekler. Doğrusu bu son hissin önemini Bienal’in küratörleri olan Ute Meta Bauer, Amar Kanwar ve David Teh de kavramış olacak ki bağlayıcı metinlerinde “belki bu bienal büyük bir toplanma ya da tek bir zaman ve mekânda yapılan planlı bir buluşma değil, bir dağılma, gözden uzak bir mayalanmadır,” demişler.

Böylesi yapıcı hislerle ilgili handikap, onların niyet olarak ifade edildikleri anda gerçekleşme olasılıklarını kendi eliyle zora sokmalarıdır. Hislerin seyrine ilişkin yol haritası çıkardığınızda, onları programlamaya kalktığınızda arzu ettiğinizin tam zıttına ulaşmanız doğrusu daha olasıdır: Gevşeyeceğim derken katılaşabilir, esneyeceğim derken kırılabilirsiniz. Yine de bu bedbin kehanetten sakınmak pekâlâ mümkün. Enjekte edilmeye çalışılan hissi paranteze alan serinkanlı bir çözümleme kişiyi duygu yükünden azat eder. Yükünden arınmış insan, fikri akışkanlığı içinde teamülleri aşma ve kendine serbestîye yaratma girişiminde, şansı da yaver giderse, muvaffak olabilir. Bu süreçte karşılaşılan iş, fikir ve tertipler çoğu zaman gereğinden fazla karmaşık gözüktüğü için kişi, kendine alan açma girişiminde mütevazi bir rehbere ihtiyaç duyabilir. Bu rehberi, talihe yapılan yatırımın danışmanı olarak görmek sanırım daha doğrudur: Ignotum per ignotius [Lat. Bilinmezi daha bilinmezle] modasına karşı işlevsel bir yardımcı…

Ben, izin verirseniz eğer, 17. İstanbul Bienali boyunca üç ayrı yazıyla bu rehberliğe talibim. Küratörler, “büyük bir gösteri sahnelemek yerine alan açmaya teşvik etmeyi, mevcut sivil ve kültürel alışveriş mekânlarını birbirine bağlamayı, az kullanılan veya âtıl kalmış olanları ise etkinleştirmeyi hedefliyoruz,” diyorlar. Ben çok daha minör bir arzuyla yer ile eser/çalışma ilişkisini anlamaya çalışıyorum. Bu sebeple üç ayrı mekân üzerinden Bienal’i değerlendirmeyi; niyet, süreç ve çıktı ile toplumsal hâl ve gidiş arasındaki ilişkiyi mümkün olduğunca size aktarmayı ümit ediyorum.

Gazhane, Boğatepe ve Bir Umut Olarak İnisiyatif

Müze Gazhane. Fotoğraf Kaynağı: istdergi.com

Bu ilk yazıda odağa Bienal mekânlarından Hasanpaşa Gazhanesi’ni ve orada sergilenen çalışmalardan Boğatepe’yi almak istiyorum. Bu bağlamda son bir kez küratöryel metne referans verelim: “Toplumsal etkileşim aksadıkça, yeniden başladıkça ve sanal kanallara göç ettikçe, bizler yeni mesafeler üzerinden özen göstermeyi, paylaşmayı ve konuşmayı öğrendikçe, toplumsal kültürlerimizi koruyan ve canlandıran inisiyatifler aracılığıyla, bize kucak açan mekânlarda bir araya gelmeye ne kadar ihtiyacımız olduğunu da anlıyoruz.” Bu tümceden benim anladığım şu: 1) İletişim kanallarımız değişiyor. 2) Bu yeni kanallara özgü kural ve kaideleri öğreniyoruz. 3) Bu sırada kültürümüz aşınıyor. 4) Bu aşınmaya set çeken inisiyatifler var. 5) Bu inisiyatifler sayesinde geleneksel iletişim kanallarına duyduğumuz ihtiyacı anımsıyoruz.

INLAND & Boğatepe Köyü. Fotoğraf: Oktay Orhun

Hasanpaşa Gazhanesi’nin büyük ölçüde böyle bir inisiyatif tarafından kamuya kazandırılmış olduğunu unutmamalıyız. Burası, 19. yüzyılın sonunda Anadolu Yakası’na enerji sağlayacak havagazının üretimi için kurulmuş İstanbul’daki birçok gazhaneden biriydi. Havagazının verim ömrünü tamamlaması ve ona talebin ortadan kalkmasıyla 1993’te bütünüyle kapandı. 130 yıllık yapı stoku, başta mahalleliler ve Gazhane Çevre Gönüllüleri’nin olduğu çeşitli toplumsal aktörlerin uzun soluklu mücadelesi, ardından da İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin yürüttüğü çok yönlü restorasyon projesiyle 2021’de İstanbul’a bir müze ve kamusal alan olarak kazandırıldı. Proje, Afife Batur’un danışmanlığında ve Gülsün Tanyeli ile Kani Kuzucular’ın yürütücülüğünde çok sayıda uzmanla (burada özellikle Yıldız Salman, Deniz Aslan ve Feridun Çılı’yı analım) sürdürülmüştü. Yenileme çalışmaları sırasında hayatını kaybeden mimar, mimarlık tarihçisi ve eğitimci Afife Batur’un adı bugün Gazhene’deki kütüphanede yaşıyor, kendisini saygıyla yad edelim.

INLAND & Boğatepe Köyü. Fotoğraf: Sahir Uğur Eren

Belki de Gazhane, mücadele eden bir inisiyatifin somut kazanımıyla sonuçlanıp kentlilere armağan edildiğinden burada yer alan çalışmaların önemli bir kısmı bu “inisiyatif teması”nın ve “sürdürülebilirlik arzusu”nun etrafında kümelenmiş durumda. Burada değindiğim üzere özellikle Boğatepe’ye dikkat çekmek istiyorum; öncelikle sürecin gerçek öznesi bütünüyle yerel unsurlar olduğu için. İkinci olarak bu çalışmaya ilişkin bütüncül kavrayış Gazhane’deki diğer çalışmaların duyumsanmasını da kolaylaştırdığı için. Boğatepe Gelecek Sözleşmesi, Kars’ın Boğatepe köyünün 1930’lardaki Köy Enstitüleri deneyiminden de esinlenen özgün ve güncel deneyimiyle diyalog kuran bir yerleştirme olarak tanımlanabilir. Burada sanatçı Fernando Garcia-Dory’nin kavrayışı ile karşı karşıyayız. Şu noktada “kavrayış” sözcüğünü özellikle kullandım. Zira bu sözcüğü kavram düzeyine taşımak istiyorum. Çünkü günümüz sanat ortamında yer yer, bienallerde ise sıklıkla karşımıza ya (kaydedilmiş yahut canlı) bir performans ya da bir kavrayış çıkıyor. Bir eser/yapıt değil ya da yalın, tekil, biricik olup önemsizmiş gibi tınlayan bir iş de değil. Kavramsal da olsa sanatın tekilliğinden ziyade bir durumun, sürecin, niyetin ve/veya politikanın yarı-metinsel, yarı-görsel, kimi zaman da işitsel öğelerle desteklenen kavranışı… Bu kavrayış, takdim edildiği yere göre kolaylıkla biçim değiştirebiliyor, dahası biçim onun tanımlayıcı özelliklerinden biri hiç mi hiç değil (onu kavramsal sanattan ayıran diğer iki olgu, üstelik çok daha gevşek). Dürüst olmak gerekirse onun kavramsal sanatın, sanat tarihinde belli bir döneme işaret eden yüklerinden arındırılmış şimdiki zaman rahatlığı olarak görmek de mümkün. İlavesi var: O bu yanıyla modellenebilir estetik ölçütlere ya da (artık) şok edişin anlık aşkınlığına değil; izleyici/ziyaretçi ile (tarihsel bir) pozisyonda ortaklaşma arzusuna dayanıyor, kendi meşruiyetini burada inşa ediyor. Belirgin başka hiçbir niyeti de yok gibi. Telakkiyatını ortaya döken bakınız dipnotu olarak sanat: Bu yanıyla çoğunlukla karşımızda etnografik, antropolojik, sosyolojik, psikolojik, arkeolojik ya da bu örnekte olduğu gibi agroekolojik bir deneyimin ifadesi yer alıyor. Bu deneyimin hemen her seferinde akademik araştırmanın derinliğiyle değil; eski bir ifadeyle, hayatın içinde sınanmış oluşuyla kendi meşruiyetini inşa ettiğini de ayrıca vurgulamalıyız.

INLAND & Boğatepe Köyü. Fotoğraf: Sahir Uğur Eren

Agroekoloji, aslında tarımsal üretim sistemlerine uygulanan ekolojik süreçleri inceleyen akademik bir disiplin olarak yorumlanabileceği gibi tarımsal ekosistemlerde yeni yönetim yaklaşımları öneren bir hareket olarak da tanımlanabilir. Tam da bu noktada yani akademik ve politik olanın kesiştiği yerde Boğatepe deneyimi ve onun Bienal’deki “sanatsal” ifadesi karşımıza çıkıyor. Bu “sanatsal” ifade, dediğim gibi 1978 Madrid doğumlu Fernando Garcia-Dory’nin kavrayışı, çünkü o bir sanatçı olarak “peyzaj ve kırsaldan, kimliğe dair arzu ve beklentilere, krize, ütopyaya ve sosyal değişim potansiyeline, birden çok bağlamda ortaya çıktığı şekliyle günümüzde kültür ve doğa ilişkisi üzerine” çalışıyor ve onun yaptığı “köyden gelen farklı malzeme ve öneriler arasında bağlantı kuran bir yerleştirme” gerçekleştirmek. Ayrıca sanatçı, “topluluğun kendi içindeki örgütlenmesini yansıtmanın yanında komşular, çayırlar, hayvanlar ve otlama güzergahları, toprak yönetimi, peynir ve peynirle ortaklık eden biyokimyasal süreçler ve mantarlar arasındaki köksap tarzı ilişkiler bütününü ortaya koyuyor.” Burada köksap sözcüğü üç şekilde karşılanabilir: İlki, Jung’a referansla hayatın görünmeyen yeraltındaki doğası; ikincisi Deleuze ve Guattari’ye referansla bilginin araştırılma, sunulma ve yorumlanma süreçlerinin birbirleriyle yatay ilişkiler kuran çokluk dizileri oluşturması ve nihayet üçüncü olarak bu adlardan hareketle bir dizi siyaset düşünürünün önerdiği haliyle hiyerarşik olmayan kümeleme yöntemlerinin (aslında ütopik) karşılığı.

INLAND & Boğatepe Köyü. Fotoğraf: Sahir Uğur Eren

O hâlde bu noktada kavrayışın nesnesine bakmak yerine kavrayışa kaynaklık eden deneyime odaklanmak daha elzem: Bu yazıya Boğatepe köyünde çekilmiş bazı fotoğrafları koyma sebebim tam da bu. Deneyime gelirsek, Boğatepe Çevre ve Yaşam Derneği, köy yaşamını canlandırmak ve tersine göçü başlatmak amacıyla 2000 yılında Kars’ın Boğatepe Köyü’nde kuruluyor. İlk dikkat çeken dernek üyelerinin büyük çoğunluğunun kadın oluşu. Dernek, kadınların köylerine gelen misafirlerle sosyalleşmelerini ve kendi ekonomik özgürlüklerini kazanmalarını sağlamaya çalışıyor. Sürdürülebilir bir model oluşturmak için köydeki kadınlara (üye olmayanlar dahil) çalıştıkları alanla ilgili iletişim becerileri, temel düzeyde tababet gibi birçok eğitim ve mentorluk desteği sağlanarak kapasite geliştirme çalışmaları yapılıyor. Çeşitli eğitim programları kadınların görüş, öneri ve ihtiyaçları doğrultusunda tasarlanıyor. Programlara katılımda gönüllülük ilkesi belirlenmiş durumda. Ayrıca derneğin iç işleyişi ve köyde yürütülen kahvaltı/ağırlama faaliyetlerinin koordinasyonu, kadınların kooperatif faaliyetleri için gerekli olan iş birliği ve yönetişim mekanizmasını doğrudan deneyimlenmelerini sağlıyor. Boğatepe köyündeki bu iyi uygulama sosyal kooperatifçiliğin temel ilkelerini benimseyen, kooperatif gibi yönetilen, gönüllü ve açık üyeli, demokratik üye kontrolünü sağlayan başarılı yönetişim, iş birliği ve etki modellerinin hayata geçilebileceğini örnekliyor. Boğatepe’de geleneksel peynircilik uygulamalarının sürdürülmesine katkıda bulunmak, peynir festivalleri ve sempozyumlar düzenlemek için de kullanılan bir Peynir Eko-Müzesi’nin yerel unsurlar tarafından hayata geçirildiğini; derneğin bölgede turizmi canlandırdığını ve son olarak tersine göçü başlattığını vurgulamalıyım.

Boğatepe Köyü. Fotoğraf: Betül Sarı

Gazhane’den paylaştığım fotoğraflarla köyde çekilmiş fotoğraflar arasındaki ilişki aşikâr: Formu, malzemeyi ya da niyeti Bienal bize takdim ediyor, köy fotoğrafları asıllarını veriyor.

Yine Gazhane’deki Arazi Kolektifi ve Topolojik Atlas’ın izniyle gayet başarılı şekilde gerçekleştirilen Yerinden Edilme Hali: Dolaşık Topografyalar’a; Konda Araştırma ve Danışmanlık’ın Harman yerleştirmesi yukarıda özetlenen kavrayış yaklaşımıyla rahatlıkla özümsenebilecek görülmeye değer çalışmalar. Bu ve benzeri inisiyatiflere öykünen –Ahmet Öğüt’ün Silent University’si gibi– sanatçı girişim ve sunumları da aynı kapsamda değerlendirilebilir. Bahsi geçen bu örneklere Gazhane’de gezinirken daha bir dikkat edebilirsiniz.

Konda Araştırma ve Danışmanlık – Harman yerleştirmesi. Fotoğraf: Sahir Uğur Eren
Arazi Kolektifi ve Topolojik Atlas – Yerinden Edilme Hali: Dolaşık Topografyalar. Fotoğraf: Sahir Uğur Eren
Ahmet Öğüt – Silent University. Fotoğraf: Sahir Uğur Eren

Yine de bitirirken şunu dile getirmek bana daha önemli gözüküyor: Çoğu zaman toplumsal, ekonomik ve politik basınçlar demokratik ve ilerici kamuoyunu umutsuzluğa sürüklüyor; oysa dirayetli insanların elinde umut, inisiyatif alındığında, pekâlâ yeşerebiliyor. Boğatepe, bunun şu ana kadar çalışan iyi bir örneği…

 

Oktay Orhun
Sanat Tarihçisi ve Yazar

    If your proposal is evaluable, a return will be made within 5 working days. If you do not get a response to your offer within 5 working days, it means that your offer is not likely to be evaluated.




      Teklifinizin değerlendirilebilir olması durumunda en geç 5 iş günü içerisinde dönüş yapılacaktır. 5 iş günü içerisinde teklifinize yanıt alamamanız teklifinizin değerlendirilme olasılığı bulunmadığı anlamına gelmektedir.