61. Venedik Bienali’nde Tanınması Gereken Sanatçılar

61.⁠ ⁠Venedik Bienali, küratör Koyo Kouoh’nun 2025’teki vefatının ardından, onun geliştirdiği küratöryel vizyon doğrultusunda ekibi tarafından hayata geçirildi. Kouoh’nun sergi için belirlediği çerçeveyi izleyen ekip, Bienal’de yer alan 111 sanatçıyı bu yaklaşım doğrultusunda bir araya getirdi. Farklı coğrafyalardan gelen sanatçıların yapıtları; hafıza, sömürgecilik mirası, kimlik, göç ve ekoloji gibi meseleler etrafında birbirleriyle ilişki kuruyor.

Arsenale ve Giardini’deki Central Pavillion’da gördüğüm işler arasından hazırladığım bu seçki, benim için kişisel bir boyut da taşıyor. Güney Afrika’da ve Afrika kıtasının farklı bölgelerinde geçirdiğim zamanlardan, daha önce izlediğim sergilerden ve tanıdığım sanatsal pratiklerden aşina olduğum isimleri bu kez Bienal bağlamında yeniden görmek etkileyiciydi.

Bernie Searle’nin Cape Town Üniversitesindeki yangınla ilintilendirdiği tarihsel kayıpların dramatik sunumu; tam karşısında Kemang Wa Lehulere’nın anıtsal yerleştirmesi, Cape Town Norval Foundation’dan sonra burada rastladığım Billie Zangewa ve Kaloki Nyamai, bu yıl Zeitz MOCAA‘da gerçekleşen, Afrika kıtasındaki ilk surveyinde keşfettiğim Cauleen Smith’in Arsenale sunumu, Nicholas Hlobo’nun bildiğimiz yeni malzemelerle üretimlerini izlemek oldukça bilgilendirici ve ilham vericiydi. Bunların hepsinde Koyo’nun izleri var benim için.

İlk kez karşılaştığım bazı sanatçılarda da yine yapıtlarla Kouoh’nun küratöryel yaklaşımı arasında güçlü bağlar kurdum.

María Magdalena Campos-Pons & Kamaal Malak’nın Anatomy of the Magnolia Tree for Koyo Kouoh and Toni Morrison adlı eseri ise yazarın Beloved kitanını okuduğum bu günlerin gündemine çok iyi yerleşti.

Nick Cave

Amerikalı görsel sanatçı Nick Cave, heykel, tekstil ve enstalasyonlarında kimlik, ırk, toplumsal ayrışma ve dayanışma konularını ele alıyor. Bienal’de hem bina dışında hem de iç mekânlarda, ziyaretçi güzergâhının stratejik noktalarına yerleştirilen işleriyle dikkat çekiyor. Two Points in Time – At Once başlıklı sunumu; çiçek motiflerini, gündelik nesneleri, iğne işi otoportreleri ve anıtsal bronz heykelleri bir araya getiriyor. Amalgam (Origin), dallar, çiçekler ve kuşlarla taçlanan figürüyle öne çıkıyor. Cave, farklı malzeme ve ölçekler aracılığıyla hafıza, kayıp ve dönüşüm kavramlarını mekân deneyimiyle buluşturuyor.

Nick Cave

Berni Searle

Güney Afrikalı sanatçı Berni Searle, fotoğraf, video ve performanslarında beden, tarihsel hafıza ve sömürgecilik mirasını inceliyor. Interlaced (2011) adlı üç kanallı video çalışması, Belçika’nın Kongo’daki sömürge geçmişine gönderme yaparken altın imgesi üzerinden zenginlik ve şiddet arasındaki ilişkiyi görünür kılıyor. Sediment (2023) ise Cape Town Üniversitesi’ndeki Jagger Reading Room’un yangında zarar görmesini odağına alıyor. Searle, arşivlerin ve kültürel belleğin kırılganlığından hareketle tarihsel kaybın geride kalan izler aracılığıyla yeni anlatılar kurulmasına da olanak tanıdığını gösteriyor.

Berni Searle

Billie Zangewa

Malavi doğumlu, Güney Afrika’da yaşayan Billie Zangewa, ham ipek parçalarını elle birleştirerek gündelik yaşam sahnelerini kolajlara dönüştürüyor. Ev içi emek, annelik, kişisel bakım ve siyah kadınların temsili, sanatçının üretiminde önemli bir yer tutuyor. Bienal’de sunduğu yedi yeni çalışma; yemek hazırlamak, dinlenmek, alışveriş poşetleri taşımak ve oğlunu yıkamak gibi sıradan anları konu alıyor. Zangewa’nın “gündelik feminizm” yaklaşımı, politik anlamı günlük hayatın tekrar eden jestlerinde arıyor. İpeğin dokusu ve ışığı, kişisel deneyimleri daha geniş toplumsal meselelerle buluşturuyor.

Billie Zangewa

Wangechi Mutu

Kenya doğumlu, New York’ta yaşayan Wangechi Mutu; heykel, kolaj, video ve enstalasyonlarında beden, mitoloji, ekoloji ve toplumsal cinsiyet meselelerini bir araya getiriyor. Bienal’deki In The End, Where All began, EdEN başlıklı yerleştirmesi, Kikuyu yaratılış anlatılarından ve doğayla kurulan ilişkiden besleniyor. Mumbi wa Mumbi adlı animasyon filmi Kenya Dağı’nın kutsallığına odaklanırken Sweeper ve MothersMound gibi işler insan, doğa ve mitolojik varlıklar arasındaki sınırları belirsizleştiriyor. Mutu, sömürgeci anlatıların dışında kalan kozmolojilere ve alternatif varoluş biçimlerine alan açıyor.

Wangechi Mutu

Kaloki Nyamai

Kenyalı sanatçı Kaloki Nyamai, Kamba kültüründen, sözlü anlatılardan ve kişisel hafızadan beslenen çok katmanlı resimler üretiyor. Tuval yüzeylerinde sisal ipi, kumaş, gazete, fotoğraf transferleri ve dikiş tekniklerini bir araya getirerek resim ile tekstil arasındaki sınırları genişletiyor. Figürler kimi zaman belirginleşirken kimi zaman soyut yüzeylerin içinde kayboluyor. Nyamai’nin üretimi, Doğu Afrika’nın toplumsal ve politik tarihini hafıza, kayıp, şiddet ve iyileşme temaları üzerinden ele alıyor. Geleneksel malzemelerle çağdaş görsel dili buluşturarak kişisel deneyim ile kolektif tarih arasındaki ilişkiyi araştırıyor.

Kaloki Nyamai

María Magdalena Campos-Pons & Kamaal Malak

Kübalı sanatçı María Magdalena Campos-Pons, fotoğraf, heykel, performans ve enstalasyonlarında diaspora, hafıza, kimlik ve kadınların tarihsel deneyimlerine odaklanıyor. Kamaal Malak ile ortak çalışması Anatomy of the Magnolia Tree for Koyo Kouoh and Toni Morrison (2026), Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanan ilk siyah kadın yazar Toni Morrison ile Venedik Bienali Uluslararası Sanat Sergisi’nin küratörlüğünü üstlenen ilk siyah kadın Koyo Kouoh’ya adanıyor. Portre panellerini manolya çiçeklerini çağrıştıran reçine ve cam heykellerle buluşturan yerleştirme, Malak’ın bas gitar ve elektronik seslerden oluşan kompozisyonuyla tamamlanıyor. Morrison’ın Beloved romanında olduğu gibi hafıza, tarihsel travma ve geçmişin bugünkü yaşama etkisi üzerine düşünmeye açılan yapıt, siyah kadınların kültürel mirasına ve kuşaklar arası dayanışmaya bir saygı duruşu niteliği taşıyor. Morrison’ın Beloved romanı da Kouoh’nun Bienal’in küratöryel çerçevesini oluştururken başvurduğu edebî referanslar arasında yer alıyor.

María Magdalena Campos-Pons & Kamaal Malak

Kemang Wa Lehulere

1984 doğumlu Güney Afrikalı çağdaş sanatçı Kemang Wa Lehulere, resim, performans, video ve enstalasyon alanlarında üretim yaparak tarihsel hafıza, kimlik ve apartheid rejiminin mirasını ele alır. 2026 Venedik Bienali’nde I Bleach My Words for Your Comfort adlı çalışmasıyla yer alan sanatçı, eserinde sansür, bilgi üretimi ve tarihsel hafıza kavramlarını sorgular. 2017’de Deutsche Bank Yılın Sanatçısı seçilen Wa Lehulere, aynı yıl 15. İstanbul Bienali’ne de katılmıştı.

Kemang Wa Lehulere

Otobong Nkanga

Nijerya doğumlu, Belçika’da yaşayan Otobong Nkanga; toprak, doğal kaynaklar, emek ve insan ile çevre arasındaki ilişkileri araştırıyor. Bienal’de mimari öğeleri bitkiler, tuğlalar ve Murano camından nesnelerle bir araya getiren yerleştirmesi, doğal ve yapılı çevre arasındaki sınırları sorguluyor. Sanatçının pratiğinde malzemeler, üretim, sömürü, dolaşım ve dönüşüm tarihlerini taşıyor. Nkanga, insan merkezli bakışın ötesine geçerek bitkilerin, taşların ve diğer varlıkların da kendi ilişkiler ağı içinde düşünülmesini öneriyor.

Otobong Nkanga

Alice Maher

İrlandalı sanatçı Alice Maher, mitoloji, folklor ve kadınlık temsillerini heykel, çizim ve enstalasyon aracılığıyla yeniden yorumluyor. Les Filles d’Ouranos adlı çalışmasında sudan yükselen kızıl başlar, yaratılış mitlerini parçalanmış imgeler üzerinden ele alıyor. The Sibyls dizisinde ise kehanetle ilişkilendirilen kadın figürleri, büyük saç formları ve yansıtıcı yüzeylerle iç içe geçiyor. Maher, kadınlıkla ilişkilendirilen tarihsel ve kültürel arketipleri sabit anlamlar yerine dönüşen ve çelişkiler taşıyan yapılar olarak ele alıyor; bedeni kişisel ve mitolojik bir anlatı alanına dönüştürüyor.

Alice Maher

Alvaro Barrington

Venezuela’nın Caracas kentinde doğan, Londra’da yaşayan Alvaro Barrington; resim ve enstalasyonlarında kişisel hafızayı, Karayip kültürünü ve siyah kimliğin temsillerini bir araya getiriyor. Bienal’deki Labor Day Parade ’91 adlı yerleştirmesi, Brooklyn’deki Batı Hint Adaları Günü Geçidi’ne ilişkin anılarından besleniyor. Boyanmış Kuba tekstilleriyle kaplanan bir kamyonu metal figürler ve kanatlı bir ip heykeliyle buluşturan çalışma, Karayip kültürünün farklı geleneklerini sanat tarihi referanslarıyla iç içe geçiriyor. Barrington, kişisel deneyimlerini popüler kültür ve sanat tarihiyle harmanlayarak göç, aidiyet ve kültürel melezlik üzerine katmanlı bir anlatı kuruyor.

Alvaro Barrington

Kader Attia

Fransız-Cezayirli sanatçı Kader Attia, sömürgecilik, kolektif hafıza ve kültürel onarım kavramlarını heykel ve enstalasyonlarıyla araştırıyor. Tarihsel şiddetin yalnızca fiziksel yapılarda değil, bilgi sistemlerinde ve kültürel temsillerde de iz bıraktığını vurguluyor. Whisper of Traces başlıklı enstalasyonu, teknoloji ile görünmeyen güçler arasındaki ilişkiyi sorguluyor. Heykeller, kurutulmuş bitkiler, ipler ve yansıtıcı yüzeyler, farklı bilgi ve inanç sistemlerinin kesiştiği bir mekân oluşturuyor. Attia, modern dünyanın akıl ve teknoloji merkezli yaklaşımını alternatif düşünme ve algılama biçimleriyle karşı karşıya getiriyor.

Kader Attia

Cauleen Smith

Amerikalı sanatçı ve film yapımcısı Cauleen Smith, deneysel sinema, video ve enstalasyon aracılığıyla siyah kültürel üretimi, müziği ve kolektif hafızayı araştırıyor. The Wanda Coleman Songbook, Los Angeles’ı şair Wanda Coleman’ın şiirleri üzerinden ele alan çok kanallı bir video yerleştirmesi. Kentin gündelik manzaraları ve endüstriyel alanları, yedi siyah bestecinin Coleman’ın dizelerinden hareketle ürettiği müziklerle buluşuyor. Smith, Los Angeles’ın güzelliği ile toplumsal çelişkilerini aynı görsel ve işitsel düzlemde bir araya getiriyor. Film, şiir ve müzik, kentin tarihini alternatif anlatılar üzerinden yeniden dinlemeye olanak tanıyor.

Cauleen Smith

Guadalupe Maravilla

El Salvador doğumlu, ABD’de yaşayan Guadalupe Maravilla, göç deneyimini, hastalık ve iyileşme süreçlerini heykel, ses ve performans aracılığıyla ele alıyor. Disease Throwers dizisinde buluntu nesneler, el yapımı parçalar ve ses üreten öğeler bir araya gelerek ritüel nesnelerini andıran heykeller oluşturuyor. Sanatçının çocukluk göçü ve kişisel hastalık deneyimi, çalışmalarının arka planında yer alıyor. Ses banyoları ve kolektif iyileşme ritüellerinden yararlanan Maravilla, travmayı yalnızca bireysel değil, topluluklarla paylaşılabilen bir süreç olarak ele alıyor. Çalışmaları bakım, dayanışma ve yeniden bağ kurma olasılıklarına odaklanıyor.

Guadalupe Maravilla

Carrie Schneider

Amerikalı sanatçı Carrie Schneider, fotoğraf ve hareketli görüntü aracılığıyla kadın temsillerini, belleği ve görsel kültürün etkilerini araştırıyor. First Living Woman (2026), Chris Marker’ın La Jetée (1962) filmindeki kısa bir sahneden hareket ediyor. Schneider, filmde Hélène Châtelain’in canlandırdığı kadın figürünü fotoğrafik bir süreklilik içinde yeniden ele alarak tek bir görüntünün zaman içinde nasıl algılandığını inceliyor. Kromojenik fotoğraf kâğıdı üzerindeki bu uzun çalışma, izleyiciyi görüntünün önünde daha fazla zaman geçirmeye davet ediyor. Schneider için fotoğraf, hatırlama ve görme biçimlerini sorgulayan bir araca dönüşüyor.

Carrie Schneider

Nicholas Hlobo

Güney Afrikalı Nicholas Hlobo, deri, kauçuk, kurdele ve metal gibi malzemeleri bir araya getirerek kimlik, toplumsal cinsiyet ve Xhosa kültürü üzerine çalışıyor. Heykellerinde dikiş ve birleştirme teknikleri, farklı malzemeler ve anlam dünyaları arasında bağ kuruyor. Umrhubuluzi (2010), insan, hayvan ve mitolojik varlık arasındaki sınırları belirsizleştiriyor. Silent Wind Orchestras dizisinde ise heykelsi formlar ve pirinç enstrümanlar ses üretme olasılığı etrafında bir araya geliyor. Hlobo, malzemelerin fiziksel özelliklerini kültürel hafıza ve kişisel kimlik üzerine düşünmenin aracına dönüştürüyor.

Nicholas Hlobo

Laurie Anderson

Amerikalı sanatçı, müzisyen ve performansçı Laurie Anderson; ses, video, teknoloji ve anlatıyı bir araya getiren disiplinlerarası üretimiyle tanınıyor. Çalışmalarında dilin, müziğin ve görsel imgelerin belleği nasıl şekillendirdiğini araştırıyor. Deneysel ses düzenlemeleri ve teknolojik araçlarla kurduğu ortamlar, izleyiciyi mekânı duyusal olarak deneyimlemeye davet ediyor. Anderson’ın pratiğinde kişisel hikâyeler, politik gözlemler ve teknolojik deneyler iç içe geçiyor.

Laurie Anderson

Güliz Özbek Collini

İlgili Yazılarımıza Göz Atın

Frieze Sculpture 2026 61. Venedik Bienali
In Minor Keys
Frieze Sculpture 2026 Paralel Venedik 2026
Öne Çıkan Sergiler
Frieze Sculpture 2026 61. Venedik Bienali İçin Okuma Önerileri

61. Venedik Bienali’nde Tanınması Gereken Sanatçılar